Gazeteci/Yazar/Danışman Dursun uzun
Hiçlik (SENS) Makamı üzerine
-Napıyosun (Konuşma diliyle yazılmıştır)
-Hiç
-Ne demek istiyosun
-Hiç
-Ne yapacaksın
-Hiç
….???…./!!!..,,,
Bunlar çoğaltılabilir. Kişi hiç derken bile anlık o makama çıktığını göremiyor. Hiç derken bile binlerce söylemek istediği şeyi söylemiş oluyor da O’nu anlamak için O’nu iyi tanımak gerekiyor. Hiçlik makamına çıkıldığında hırsların, beklentilerin, özürlerin, taleplerin, eyvallahların vb hepsinin bittiğini belki o zaman görebiliyor insan. HİÇ bir şeyin önemi ve anlamı kalmıyor Hiçlik Makamına çıkınca. Erişmek istediğin, çıkmak istediğin, elde etmek istediğin bütün makamların üstünde oluyor. Ne yalanların önemi kalıyor, ne saklananların, ne de saklıların. Sırlar anlamını ve önemini yitiriyor o makamda.
Bu kavram biraz Nihilist bir yapı da gibi görülebilir ama mantalite de aynı olsa bile özünde ayrıdır. Şöyle ki; önce Nihilizm nedir bir bakalım: Nihilizm hiçlik nedir?
“Türkçe hiççilik olarak karşılanabilecek olan nihilizm, varlık anlamında hiçbir şeye işaret etmeyip var olmama durumunu niteleyen Latince “nihil” (hiç) kavramından gelmektedir.” Buradaki hiçlik var olmama durumunu varlık olarak ele alıyor. Bense tam tersi var olma ama durma durumu olarak ele alıyorum. Durma derken sap gibi, heykel gibi durmaktan bahsetmiyorum. Bir doyum ve istememe noktası. Ret edilmiş dünyevilikler (Mal, mülk, para, makam, şöhret, şehvet…. İnsana özgü ve ne varsa ret etme durumu. Balıkçı ile iş adamı arasında geçen diyalog bir parça anlatıyor meramımı. Bu öyküdeki gibi
Bir zamanlar, küçük bir Meksika köyünde sahilde oturan bir iş adamı varmış. Otururken, küçük bir tekneyle kıyıya doğru kürek çeken, epey büyük balık yakalamış bir Meksikalı balıkçı görmüş. İş adamı etkilenmiş ve balıkçıya, “Bu kadar çok balığı yakalaman ne kadar sürdü?” diye sormuş. Balıkçı, “Ah, sadece kısa bir süre,” diye cevap vermiş. “O zaman neden denizde daha uzun kalıp daha da fazla balık yakalamıyorsun?” Balıkçı, “Bu, tüm ailemi doyurmaya yeter,” demiş. İş adamı şaşırmış. İş adamı daha sonra sormuş, “Peki, günün geri kalanında ne yapıyorsun?” Balıkçı cevap vermiş, “Genellikle sabah erkenden uyanırım, denize açılırım ve birkaç balık yakalarım, sonra geri döner ve çocuklarımla oynarım. Öğleden sonra karımla şekerleme yaparım ve akşam olur, içki içmek için köydeki arkadaşlarımla bir araya gelirim – gitar çalar, şarkı söyler ve bütün gece dans ederiz.”
İş adamı balıkçıya bir öneride bulunmuş. “Ben işletme yönetimi alanında doktora yaptım. Daha başarılı bir insan olmana yardımcı olabilirim. Bundan sonra, denizde daha fazla zaman geçirmeli ve mümkün olduğunca çok balık yakalamaya çalışmalısın. Yeterince para biriktirdiğinde, daha büyük bir tekne alabilir ve daha da fazla balık yakalayabilirsin. Yakında daha fazla tekne almaya, kendi şirketinizi kurmaya, konserve yiyecekler için kendi üretim tesisinizi ve dağıtım ağınızı kurmaya gücünüz yetecek. O zaman bu köyden taşınmış olacaksın ve diğer şubelerini yönetmek için merkezini kurabileceğin Los Angeles’a taşınabilirsin.”
…, “Ve sonra?” İş adamı kahkahalarla gülerek, “Ondan sonra, kendi evinde bir kral gibi yaşayabilirsin ve zamanı geldiğinde, halka açılabilir ve hisselerini Borsada işlem görebilirsin ve zengin olursun.” Balıkçı sorar, “Ve sonra?” İş adamı der ki, “Ondan sonra, sonunda emekli olabilirsin, balıkçı köyünde bir eve taşınabilir, sabah erkenden uyanır, birkaç balık yakalar, sonra eve dönüp çocuklarınla oynarsın, karınla güzel bir öğleden sonra şekerlemesi yaparsın ve akşam olduğunda, içki içmek için arkadaşlarınla bir araya gelebilir, gitar çalabilir, şarkı söyleyebilir ve bütün gece dans edebilirsin!” Balıkçı şaşırmış, “Şu anda yaptığım bu değil mi?”
……….
Gördüğünüz gibi hırsın sonu yok. Bir siyasi partide delege olan birinin hayali ilçe başkanı olmaktır. İlçe başkanının hayali il başkanı olmak, il başkanının hayali Millet vekili olmak, milletvekilinin hayali de bakan olmakmış. Bakan da tabii başbakan, başbakan da cumhurbaşkanı. İyi de ondan sonra üstte makam yok ki. Hiçlik işte burada başlıyor. İnsanların 3 hastalığı Şehvet-Şöhret-Servet hastalığı olduğu sürece Hiçlik Makamına ermesi mümkün değil. Hayatı öyle bir hengameyle yaşar ki insan ilk doğduğunda kanlardan vb temizlemek için yıkar, beyaz bezlere sararlar. Nedense öldüğünde de yıkarlar beyaz bezlere sararlar. Neden. Çünkü; insan öldüğünde temiz olamadığından emin olamaz hayatta kalanlar. İşte hiçlik makamı temizlik makamıdır. Temiz olan makamdır. 70 veya 80 yıllık ömür de ne yanlışlar yapar, ne denemeler elde eder insan da bir türlü durup kendini yargılamayı, ben ne yapıyorum demeyi düşünmez. Hep almak ister. Amaçlarına ulaşabilmek için kullanması gereken her maskeyi kullanır. Tertemiz bildiğiniz biri bir bakmışsınız lağım çukurundan kirli çıkmış. Jean-Paul Sartre bir eserinde bundan oldukça fazla bahsetmiştir. Terim olarak Hiçlik Makamı terimi O’na aittir. Ben ise Hiçlik Makamını bir teori olarak sunuyor ve görüyorum. Bu makama erişen kişinin hiçbir şeyi umursamamak, elde etmeye uğraşmamak, önemsememek, kızmak, öfkelenmek vb seküler duygulardan arınmış olması O’nun insan üstü bir duruma yükseldiğinin göstergesidir. Şehitlik mertebesi bile toplum nezdinde ne kadar kıymetliyse Hiçlik Makamı da bütün kötül duygulardan ve şekillerden arınmayı gerektirdiği için ulaşılması gereken noktadır.
İnsan ahlaka programlı bir varlık değildir. Nefsine, çıkarına ve hayatta kalma şartlarına programlıdır. Beyni de ona programlıdır. Hayatta kalma, korunma refleksleri özelikle korku durumları buna göre dizayn edilmiştir. Birine bir şey fırlattığınız da hemen kendini korumaya alacaktır. Savunma ve zararı engelleme refleksi devreye girer ve beyin vücuttaki ilgili organları harekete geçirir. Diğer durumlarında da insan neyi harekete geçireceğine kendi karar verir. Makyevel tavır, pragmatik yapı insanın Hiçlik Makamına gidişinde gözlem ve ders yollarındandır. Mizantrop yapı ise O’nu kendine getiren yapıdır.
Hiçlik Makamına ermiş kişi elini ayağını dünyadan çekmiş, keşiş, derviş vb oldu sanmayın. Hala hayatın içinde, nefes alan, yemek yiyen, gezen, düşünen bildiğimiz insandır. Tek farkı artık kendi ırkıyla olan bağlarının çoğunu koparmış çekirdek bir yapı ile yaşayan etrafa faydası olan ama hiç kimseden hiçbir fayda ya da yardım beklemeyen kişidir.
Hiçlik makamının felsefi ve tasavvufi tanımları de var elbet. Onlara girersek KARA BİR ÇIKMAZ ın içine gireriz. O da hepimizi yorar. Aristoteles, Newton ve Descartes Bertrand Russell, Leukippos gibi düşünürler de bu konuda çok eser vermişlerdir. Hemen hepsi hiçliği yokluk olarak algılamış bunun etrafında yazılar yazmışlardır. Benim anlatmaya çalıştığım hiçlik insanın erebileceği bütün edinimlerin bittiği doyumun tamamlandığı noktadır. O noktada insan bedenin hayatta kalması için gerekli olanlardan başka şeye ihtiyaç duymaz. Ne villalar, banka hesapları, araziler, mülkler hiçbir şey istemez. Gerek duymaz. Midesi, 300 gr yiyecek kapasitelidir. Onu da imkan bulursa karşılar. O gereksinimi temin için hiçbir canlının canını yakmaz, hakkına göz dikmez.
Hiçlik felsefesi’nin savunucuları Yalnızca bilimsel doğruları temel aldığı düşünülse de Nihilizm, bilimin toplumsal sorunlarının üstesinden gelemeyeceğini de kabul etmektedir. Nihilist düşünce Nietzsche, Feuerbach, Buckle, Stirner, Camus, Schopenhauer, Sartre ve Spencer gibi düşünürlerin etkisinde kalmıştır. Varlık ile yokluk ilişkilerini ele alırken tarihsel döngüler ve felsefi görüşlere çok fazla yer verildiğinden anlaşılırlığı zayıflamıştır. Bense Hiçliği ulaşılması en zor ve en iyi makam olarak tanımlıyorum. Hiçlik hayattan beklentilerini bitirmek değil hayatın tanımı ve anlamını tam olarak ortaya çıkarmaktır. Nesnel realizmin ötesinde gerçekliği idealize edebilmektir. Niyet ve şart düsturundan sıyrılıp doğanın akışına (Genişi kapsamlı bir ifadedir) hiçbir şekilde müdahele etmeyen bir makamdır. Hiçlik içinde kesinlik (de) saklıdır. Hiç yok dendiğinde nasıl boşluk doldurulamamışlık varsa kesin hüküm içerdiği için hiç yok diyene “hiç mi yok” denmez.
Hiçlik Nihilizmle hiçbir şekilde bağdaşmayan bir makamdır. Bu makama ermek öyle her kişinin karı değildir. Mütevazı olmak, kibiri bırakmak, egodan sıyrılmak, merhametli olmak gibi “insanın benliğini” geri plana itecek özellikler gerektirir.
Cumhurbaşkanı olduktan sonra ne olacaksın diye Türkiye’de birine sorsanız hiç der. ABD Başkanı, dünyanın hakimi olacağım vb demez. Hiçlik söz konusu olunca kişinin aklı hemen mantıkla buluşur. İzafiyet ortadan kalkar, olasılıklar içinde en iyi seçilir ve karar ona göre verilir. Bir de şu açıdan bakalım. Hiçlik arınmanın en üst noktası ise bunun zıttı nedir. Mizantrop yapıya doğru giden en ağır üst benlik bozukluğu anti sosyal kişilik bozukluğudur. Aşırı bencil, başkalarına aşırı ilgisiz, asalak, üzüntü duymayan, suçluluk hissetmeyen, suç işlemeye yatkın kişiler anti sosyal kişilik bozukluğuna sahiptir. Narsistik ve hipomanik bireyler çıkarları adına değerlerini rahatça değiştirebilirler. İşte bu sürecin karşısında olan hiçlik çok ciddi bir kültürel yapı, edinim, sakinlik, sabır ve bilgelik gerektirir. İnsan organizmasının görünümündeki A sosyal OKB hastası kişilikler ile hiçlik makamına erişmiş kişiler karşılaştırıldığında bir dağın karıncaya bakışı gibi bir bakış çıkar ortaya. Arınmışlık, doymuşluk, beklentisizliğin olgunlaştırdığı kişilik bilgeliğinde üstünde bir yaşam biçimidir.
Bunu kitaplaştırmak gerektiğini düşünüyorum. Bu satırlar bir önsöz gibi olsun. Örneklemlerle donatılmış, alıntı ve derlemelerle dolu HİÇLİK MAKAMI adlı kitabımı da yazmaya başlayabilirim. Nacizane satır ve görüşlerimi okuduğunuz için okuyan herkese teşekkür ederim.
Gazeteci/Yazar/Danışman Dursun uzun









